Tek cümle dengeleri değiştirdi: İran’ın yeni hedefi! Kritik üste hareketlilik, ne planlanıyor?

Haber gorseli
Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), perşembe günü yayımladığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarında kullanılan her askerî üssün hedef alınabileceğini belirterek İngiltere’nin Gloucestershire bölgesindeki RAF Fairford Hava Üssü’nü doğrudan işaret etti.

Açıklamada, ABD’nin füze stoklarının azalması nedeniyle İngiltere’deki Fairford Üssü’nden havalanan B-1 stratejik bombardıman uçaklarını kullanmaya başladığı ileri sürülerek, “İran topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her üs bizim için meşru hedeftir” ifadelerine yer verildi.

İran ayrıca İngiltere’yi tarih boyunca Orta Doğu’daki istikrarsızlığın başlıca sorumlularından biri olmakla suçladı. Açıklamada, Londra yönetiminin “İslam ülkelerini bölerek despotik yönetimler oluşturduğu” ve “İsrail felaketinin oluşmasına zemin hazırladığı” iddia edildi.

LONDRA: HALKIMIZI VE MÜTTEFİKLERİMİZİ SAVUNACAĞIZ

İngiliz hükümeti ise İran’ın açıklamalarına kısa sürede yanıt verdi. Yapılan resmî açıklamada, İngiliz Silahlı Kuvvetleri’nin ülke topraklarını ve yurt dışındaki çıkarlarını korumak amacıyla sürekli hazır durumda olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi: 

“Ordumuz ister kendi topraklarımızdan ister yurt dışından gelebilecek her türlü saldırıya karşı İngiltere’yi savunmak için 7 gün 24 saat hazırdır.”

Açıklamada ayrıca Kraliyet Donanması, İngiliz Ordusu ve Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin NATO müttefikleriyle koordinasyon içinde çok katmanlı hava ve füze savunma sistemi oluşturduğu vurgulandı. Londra yönetimi, mevcut politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını belirterek şu mesajı verdi: 

“İngiltere’nin yaklaşımı değişmedi. Halkımızı, ulusal çıkarlarımızı ve müttefiklerimizi savunmaya kararlıyız.”


İRAN’IN İNGİLTERE’DEKİ FAALİYETLERİ DAHA ÖNCE DE ALARM VERMİŞTİ

İran’ın tehdidinin ardından perşembe gecesi uçuş takip sistemleri, RAF Fairford Üssü’nden havalanan bir ABD B-1 Lancer stratejik bombardıman uçağını takip etti. Yaklaşık 24 adet 2 bin librelik bomba taşıyabilen B-1 bombardıman uçaklarının İran’a yönelik operasyonlarda kullanılabileceği değerlendirmeleri yapılırken, söz konusu hareketlilik bölgedeki tansiyonun daha da yükseldiğine işaret etti.

Telegraph’ta yer alan haberde, İngiltere istihbarat raporları İran kaynaklı tehditlerin uzun süredir devam ettiğini ortaya koydu. Parlamentonun İstihbarat ve Güvenlik Komitesi’nin 2025 tarihli raporunda İran’ın İngiltere’de en az 15 kişiyi öldürmeye ya da kaçırmaya teşebbüs ettiği belirtilirken, ülke için “geniş kapsamlı, sürekli ve öngörülemeyen bir tehdit” oluşturduğu ifade edildi.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında planlanan bir terör saldırısının son anda engellendiği de raporda yer aldı. Son dönemde İngiliz askerî üslerinin güvenliği de kamuoyunda yoğun şekilde tartışılıyor. Yapılan araştırmalar, başka RAF üslerinde de benzer güvenlik eksikliklerinin bulunduğunu gündeme getirmişti.

NATO’NUN 5. MADDESİ DEVREYE GİRER Mİ?

Bu noktada akla gelen soru şu: İran’ın RAF Fairford Üssü’nü açıkça ‘meşru hedef’ ilan etmesi, NATO’nun savunma mekanizmasını (5. Madde) tetikleyebilecek bir kriz senaryosuna dönüşebilir mi? Böyle bir durumda İngiltere ve müttefiklerinin muhtemel tepkisi ne olur?

Bu soruma, “Amerika’nın İran’a başlattığı savaş yeni bir boyuta geçti” cevabını veren İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, önemli detaylara dikkat çekerek şu yorumlarda bulundu:

— Geçtiğimiz ay mutabakat imzalandığında, birçok analist tarafından ‘barış’ hatta ‘normalleşme’ kelimeleri dile getiriliyordu. Fakat tarafların, özellikle de Amerika’nın İran’a yönelik siyasi ve stratejik hedeflerine ulaşamaması, bir zafer kazanamaması; İran’ın ise askerî strateji anlamında savaşa asimetrik şekilde karşılık vererek hem bölge ülkelerini hedef alması hem de Hürmüz kozunu kullanması, küresel anlamda büyük bir etki yarattı.

— Bir diplomasi varmış gibi göründü; ancak o mutabakat gerçekleşmedi ve nihayetinde 14 madde  ihlal edildi. Bundan sonra savaş farklı araçlarla devam etti ve tansiyonun yeniden yükseldiğini görüyoruz. Özellikle savaşın geldiği yeni noktada İngiliz üslerinin yeniden kullanılması, hatta buradan teçhizat aktarımı yapılması ve bombardıman uçaklarının havalanması gündeme geldi. Sadece Diego Garcia değil, diğer üslerin de Amerika’ya tahsis edileceğinin açıklanmasının ardından İran, meşru müdafaa hakkı kapsamında ve hukuka da uygun olarak, eğer savaşta Amerika, İngilizler üslerini kullanırsa İngiltere’nin de meşru bir hedef hâline geleceğini belirtti. Bu durum aslında sorunu genişleten bir nokta; fakat NATO’nun beşinci maddesi bambaşka bir boyut.


‘TARAFLAR STRATEJİK HAMLELERİNİ ARTIRIYOR’

“Bu savaşta daha önce, NATO’nun Hürmüz özelinde Trump’a istenilen yanıtı vermediğini biliyoruz. NATO’da da kararların oy birliğiyle alındığını düşünürsek hemen 5. maddenin devreye gireceği söylenemez” diyen Dr. Hazar Vural, “İran’ın aslında İngiliz üslerini hedef alacağını söylemesi, bir caydırıcılık yaratma ve Amerika’nın müttefiklerinden aldığı bu desteği azaltma noktasında bir stratejiye işaret ediyor” dedi.

Hem Arap devletlerinin hedef alınmaktan rahatsız olduğunu hem de Amerikan üslerinin çoğunun boşaltıldığını ve istenilen kapasitede kullanılmadığının bilindiğini söyleyen Dr. Vural, “Yani taraflar, savaşta siyasi ve stratejik hedeflerine ulaşabilmek için farklı boyutlarda hamlelerini artırıyor, destek arıyor ve yeni stratejilere yöneliyor” ifadelerini kullandı.

İNGİLTERE BALİSTİK FÜZELERE KARŞI SAVUNMASIZ MI?

Yine Telegraph’ta yer alan haberde Eski Kraliyet Hava Kuvvetleri Komutanı Sean Bell, İngiltere’nin balistik füze savunması konusunda ciddi eksikleri bulunduğunu açıklamıştı. Bell, Soğuk Savaş döneminde kullanılan Bloodhound hava savunma sistemlerinin yıllar içinde hizmetten çıkarıldığını hatırlatarak, “Eğer İran İngiltere’ye balistik füze fırlatırsa İsrail veya ABD’de olduğu gibi bunu durdurabilecek bir savunma sistemimiz bulunmuyor” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Dr. Hazar Vural da “İran’ın füze menzili düşünüldüğünde, 2500 kilometreye kadar olacak alanda üslerin hedef haline gelmesi muhtemel. Hatta İsrail, İran’ın bu füze menzilinin ötesine yönelik çalışmalar yürüttüğünü ve bu kabiliyete sahip olduğunu iddia ediyor. Öte yandan İran’ın resmî verilerine göre böyle bir durum söz konusu değil” şeklinde konuştu.

İDDİALARA GÖRE ÖZEL HAREKÂT BİRLİKLERİ, AĞIR SİLAHLAR İRAN’A YAKIN BÖLGELERE KONUŞLANDIRILDI

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’a yönelik askerî baskıyı artırmayı sürdürüyor. Son 13 gece boyunca İran hedeflerine hava saldırıları düzenleyen ABD ordusunun bölgedeki askerî varlığını önemli ölçüde güçlendirdiği bildirildi. Bu kapsamda; Bölgeye ilave F-35 ve F-16 savaş uçakları sevk edildi, İsrail’e yeni hava yakıt ikmal uçakları gönderildi ve ABD kuvvetleri olası daha geniş kapsamlı operasyonlar için alarm seviyesini yükseltti. 

Ayrıca Wall Street Journal’ın haberine göre ABD, özel harekât birlikleri, ağır silahlar ve sağlık ekiplerini İran’a yakın bölgelere konuşlandırdı. Amerikan askerlerinin hayatını kaybetmesinin ardından Almanya’daki Landstuhl Bölge Tıp Merkezi’ne 150’den fazla sağlık görevlisinin sevk edildiği bildirildi. Askeri uzmanlar bu hazırlıkları, olası daha kapsamlı kara operasyonlarının işareti olarak değerlendiriyor.

ABD’nin İran’a yakın bölgelere askerî yığınak yaptığı ve operasyon hazırlıklarını artırdığı yönündeki gelişmeler, sınırlı hava operasyonlarından daha geniş kapsamlı bir bölgesel çatışmaya geçişin işareti olarak değerlendirilebilir mi? Sizce en olası senaryo hangisi?

Savaşın artık yeni bir aşamaya geçtiğini şimdi ise bir yıpratma savaşına dönüştüğünün altını çizen Dr. Hazar Vural, “Özetle bu tablo göz önüne alındığında savaş, kısa ve orta vadede devam edecek gibi görünüyor. Örneğin İran’da stratejik öneme sahip farklı noktaların bombalandığını görüyoruz” dedi ve ekledi:

“Birkaç gün önceki saldırılarda en büyük bombardımanı Tebriz alırken, ondan önce ise Arap nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Huzistan bölgesi hedef alındı. Uzun bir süre boyunca yalnızca Körfez’in girişine, Hürmüz Boğazı’na yönelik saldırıların gerçekleştirildiği de biliniyor. Dolayısıyla, askerî stratejiye uygun bir planlama çerçevesinde savaşın ABD tarafından yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Artık savaşın sadece havadan gerçekleştirilen bombardımanlarla sınırlı kalmayacağı, farklı gelişmelerin de yaşanabileceği öngörülüyor.”

KARA HAREKÂTI OLABİLİR Mİ?

“Kara harekâtı, askerî uzmanların da sıklıkla dile getirdiği üzere, rasyonel bir seçenek değil. Çünkü seçim yılında ABD’ye önemli bir kazanım sağlamaz” diyen Dr. Hazar Vural, şöyle devam etti:

“Eğer uzun süreli bombardımanların ardından böyle bir harekâta karar verilirse, İran’ın kendi coğrafyasında savunma yapması sebebiyle ve bölgeye hakim olduğunu da düşünürsek ABD ciddi zayiat verebilir. Şu ana kadar toplam 17 Amerikan askeri hayatını kaybetti. Bu sayının artması, Washington yönetimi açısından çok ciddi olumsuz sonuçlar doğurur. Öte yandan İran’ın kara harekâtına hazırlıklı olduğu ve bölgeye büyük sevkiyatlar yaptığı da gelen haberler arasında yer alıyor. Ancak savaşın kısa ve orta vadede farklı araçlarla devam edeceği senaryosu, şu an için daha rasyonel ve daha olası görünüyor.”


GERİLİM YALNIZCA İRAN İLE SINIRLI DA DEĞİL

Yemen’deki İran destekli Husilerin Kızıldeniz’deki ticaret yollarına yönelik saldırıları yeniden artış gösterirken, Babülmendep Boğazı’ndaki güvenlik riskleri nedeniyle petrol fiyatları mayıs ayından bu yana ilk kez varil başına 100 dolar seviyesini aştı. 

Bazı iddialar arasında İranlı askerî danışmanların Husi güçlerine yeni füze sistemleri konusunda eğitim verdiği söyleniyor. İddialara göre İran, ABD’nin enerji altyapısını hedef alması halinde Husilere Kızıldeniz deniz trafiğini durdurmaları yönünde talimat verdi.

Peki, İran’ın doğrudan İngiltere’yi hedef alan söylemleri ile Husilerin Kızıldeniz’deki faaliyetleri birlikte değerlendirildiğinde, Orta Doğu’daki gerilimin Avrupa’nın güvenliği ve küresel enerji arzı üzerindeki etkileri ne ölçüde büyüyebilir?

Dr. Hazar Vural, “İran’ın henüz tam anlamıyla kullanmadığı müttefikleri Husilerin etki alanında bulunan Babülmendep ve Kızıldeniz hattı da bulunuyor” dedi. Söz konusu güzergâhların küresel ekonomi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Dr. Vural, “Buradan geçen enerji taşımacılığına, küresel finans piyasalarına ve deniz taşımacılığına yönelik etkiler hesaplandığında bunun küresel sonuçlar doğuracağı açıktır. Bu durum, savaşın etkileri ve sonuçları bakımından ABD’ye de olumsuz şekilde geri dönebilir” ifadelerini kullandı.

Haber Bültenleri ve E-Posta Tercihleri

Türkiye ve dünyadaki en güncel gelişmelerden haberdar olmak için, bültenlerin gönderileceği e-posta adresini girin.

Ad
Soyadı
E-Posta Adresi

Bülten Seçimleri

Gün Başlıyor
Gün Sonu
ETK Kuralları ve Bilgilendirme Metnikapsamında onay veriyorum.
Abone Ol
Keşfetmeye Devam et

Yalnızca bölge ülkelerinin değil, tüm dünyanın bu ticaret koridorlarının güvenliğine ihtiyaç duyduğunu dile getiren Dr. Vural, “Sadece liman şehirlerine sahip devletler açısından değil, tüm dünya bakımından da bu rotaların açık ve güvenli olması büyük önem taşıyor. Bunun nedeni, söz konusu güzergâhların hem mevcut deniz ticareti için kritik bir konumda bulunması hem de diğer geçiş rotaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeline sahip olması” değerlendirmesinde bulundu.

yok

Author: Ece Arslan